Malche Raporu’nun 75. yıldönümünde yüksek öğretimimizin gelecek tasarımı

Prof. Dr. Kürşat Yıldız (Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi)

 

1933 Üniversite Reformu’nun dayanak belgesi Malche Raporu’nun hazırlanışının üzerinden 75. yıl  geçti. İsviçreli Profesör Albert Malche yalnız reform öncesinde hazırladığı raporla değil, 33 Reformu’nun başında uygulama içinde aldığı görevlerle Üniversite tarihimizde yer almış bir bilim adamı. 75 yıl sonra bu raporda yer alan değerlendirmeleri gözden geçirmek, nereden nereye geldiğimizi anlamada ve önümüzdeki sorunları çözmede yararlı olacaktır.

Cumhuriyet’in ilk 10 yılı biterken İstanbul’da Osmanlı Dönemi’ndeki düzenini sürdüren Darülfünun’un devrime ilgisizliği dikkat çekicidir. Sadece egemen bir devlet, gelişmiş bir ekonomi değil, yeni bir toplumsal kültür hedefleyen Cumhuriyet Devrimi’nin yükseköğretim kurumundan büyük beklentileri vardır. Darülfünun bu bakımda büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu nedenle Darülfünun’u incelemesi için İsviçre’de aynı zamanda üniversite yönetiminde görevler almış olan Prof. Malche davet edilir. 1932 yılının başında iki kez Türkiye’ye gelen Malche, görüşmeler yapar, belgeleri değerlendirir ve 1932 Mayıs ayı içinde hazırladığı raporu Ankara’ya giderek 1 haziran günü dönemin Milli Eğitim Bakanı’na sunar.

Hazırladığı 95 sayfalık raporda Darülfünun’da bilim üretilmediğini, ansiklopedik bilgiler verildiğini, tercümelerin tez olarak kabul edildiğini, laboratuvarların ve kütüphanelerin yetersiz olduğunu, kitap yazılmadığını ve yayın yapılmadığını, bilim adamı yetiştirecek bir sistem olmadığını ve üniversiteye başlayan öğrencilerin liseden iyi bir eğitimle gelmediğini, eğitimin ülkenin tümünü ilgilendiren bir kültür sorunu olarak ele alınması gerektiğini belirtir. Prof. Malche, profesörlüğe yükselme yönteminin üniversitenin geleceği için çok önemli olduğunu, ancak Darülfünun’da akademik yükselmeye karar verenlerin, adayın birlikte çalıştığı kişiler olmasının yanlış olduğunu anlatır. Özellikle profesörlüğe atanmadan önce 15 yıl bekleme süresi konulmasını eleştirerek bu ortamda büyük bilgin Pascal’ın bile profesör olmaya ömrünün yetmeyeceğini vurgulamıştır. Malche’a göre müderrisler (Profesörler) eski yöntemlerle ders vermekte, kendilerini yenilememekte, başkalarından aktarılmış metinleri sınıfta okumakla yetinmektedir.

Prof. Malche’ın Ankara’ya sunduğu raporu Atatürk, çok dikkatli bir şekilde inceler ve kitapları okurken yaptığı gibi kenarlarına notlar alır. Her ne kadar Darülfünun hakkında daha önce de olumsuz değerlendirmelere sahip olsa da Malche’ın çizdiği tablo Atatürk’ü şaşırtmıştır. “Bildiğimiz başka, hakikat başka” şeklinde defterine not düşer. Ülkenin coğrafyası, tarihi, ekonomisi ve kültürünün üniversitenin bilimsel inceleme alanı içinde olmaması, en çok tepki gösterdiği konuların başında gelir. Malche’in değerlendirmelerine değer vermekle birlikte Darülfünun’un düzeltilmesi işinin yine kendi bilim adamlarımızın eliyle olabileceğini belirterek, “Herhangi bir yabancı alim, bizi bu uçurumdan kurtaramayacaktır. Düştüğümüz uçurumdan bizi kurtaracak, yine bu uçurumdan çıkıp yükselmesini bilenler olacaktır” demiştir.

Darülfünun’un ortadan kaldırılması ve “İstanbul Üniversitesi” adıyla yeni bir yükseköğretim kurumu açılması Atatürk’ün notları arasında yer alan çözümdür. Üniversite reformu ile görevlendirilen Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, 1933 yılında kamuoyuna yaptığı açıklamada, “Profesör, bir tekrarlama makinesi değil, talebeye ilmi ilhamlar veren, rehberlik eden, onun çalışma ve araştırma şevkini daima coşkun tutabilen kaynaktır. Hakiki profesör kendisi de ilmin talebesi olandır” derken Malche Raporu’na göndermeler yapmaktadır. 

75 yıl sonra Malche Raporu’nu okuyanlar, orada belirlenen sorunların önemli bir kısmının üniversitelerimizde devam ettiğini görecektir. 33 Reformu’nun bu sorunları çözemediğini savunanların yanısıra üniversitelerin daha sonraki yıllarda gerilemeye başladığını savunanlar vardır.

Ülkemizin insangücü kaynakları, ekonomik yapısı, yükseköğretimin yaygınlığı ve kapsamı 75 yıl içinde çok büyük değişiklikler göstermiştir. Her üniversitenin kendine özgü sorunları vardır. Ancak bugün yükseköğretim sistemimiz hakkında yapılacak değerlendirmelerde, bu deneyimlerden çıkarılacak değerli dersler vardır. Yeni inşa edilecek bir binanın dayanıklı olması için zemin incelemesi nasıl gerekliyse, kurumsal değişimler için atılacak yeni adımlarda bu tarihi dokunun incelenmesi de büyük önem taşımaktadır.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde kısa süre önce hazırlanarak Cumhurbaşkanlığı’na sunulan Yükseköğretim Strateji Raporu’nda büyük bir eksik göze çarpmaktadır. 251 sayfadan oluşan uzunca bir rapor olmasına karşın üniversitelerimizin güncel fotoğrafıyla yetinilmiş, tarihi birikimden ve deneyimden hemen hiç söz edilmemiştir. Malche’ın ne adından, ne de raporundan söz edilmektedir. Atatürk ise neredeyse yalnızca “Atatürk Üniversitesi” içinde adı geçtiği için Rapor’a girebilmiştir. 33 Reformu’nun uygulayıcısı Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, Cumhuriyet’in ilk yıllarının Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, köy enstitüsü deneyimi, İsmail Hakkı Tonguç, efsane Bakan Hasan Âli Yücel ve 1924’te ülkemize gelerek eğitimle ilgili bir rapor hazırlayan eğitimci John Dewey de bu raporda yer almamaktadır. Oysa Strateji Raporu’nda “Üniversite 900 yıllık uzun tarihi olan bir kurumdur. Bu kurum insanlığın korunması gereken kültürel miraslarından biridir. Üniversiteler bu uzun tarihleri içinde hep özel bir mikro kozmos oluşturmuşlardırdenilmektedir. Buna karşın kendi üniversite tarihimizden hiç söz edilmediğine göre, kastedilenin yalnızca batı Üniversiteleri olduğu anlaşılmaktadır.

Türk Üniversitelerinin 150 yıllık deneyiminin incelenmesi, gelecek tasarımı için kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Yükseköğretim ve eğitim tarihimiz; Osmanlı Dönemi, 1933 öncesi, 1933-1945 arası, 1945-1960, 1961-1971, 1971-1980 ve 1980 sonrası olarak en azından 7 dönem halinde irdelenebilir. Nazi Almanya’sından kaçtıklarında ülkemize davet edilen yabancı bilim insanlarının etkisi, açılan yeni üniversiteler, 61 Anayasası’nın getirdiği özerk ortam, 71 ve 80 askeri darbelerinin eğitim ve üniversite yaşamına etkileri, ele alınması gereken önemli konu başlıklarıdır.

Batılı devletlerin ve OECD, Avrupa Birliği gibi kuruluşların eğitime giderek artan bir önem verdikleri görülmektedir. Avrupa ülkelerinde nüfus artışındaki azalma ve hatta nüfus azalması, genç nüfus oranının giderek düşmesine yol açmaktadır. Bu durumda gelecek nesillerin yetişmesi daha da önem kazanmaktadır. Avrupa, genç nüfusları olan ülkeleri potansiyel insangücü kaynağı olarak ele almak zorundadır. ABD’nin yıllardır ustalıkla yönettiği beyin göçü istihdamı politikasından çıkarılan derslerle AB sınırları içinde ve dışında arayış içindedir. Değişim projeleri ve ortak araştırma alanları, gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmenin yanında yetişmiş insan gücü çekebilmenin zeminlerini yaratmak için gerekli görülmektedir. Sonuç olarak insangücü politikaları konusunda Batılı toplumlarla ülkemizin gereksinimleri farklıdır.

Türkiye’nin eğitim ve insangücü stratejisi çizilirken Dünya’daki gelişmelere bu gözle bakabilmek gerekir. Ne yazık ki hazırlanan son strateji raporu, Batı’daki eğitim stratejilerinin bir tercümesi niteliğini aşamamıştır. Öyle ki, Malche Raporu her Türk yurttaşının anlayacağı sade bir dille yazılmışken YÖK’ün Strateji Raporu’nda konu başlıkları bile İngilizce karşılıklarıyla ifade edilmektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri kolaycılık ise diğeri de konuya özgün yaklaşım eksikliğidir. Özgün yaklaşım ise ülkenin ve kurumların kendi deneyimi üzerinde inşa edilebilir. Malche Raporu’nda döne döne vurgulandığı gibi bilimsel çalışmanın tercüme ve taklitlerle gelişemeyeceği açıktır. Bugün üniversitelerimizin çoğunda da görüldüğü gibi eğitim stratejilerini, tümüyle Türkiye’nin AB yolculuğu senaryosuna bağlamak da bir başka hatadır.

Batı toplumlarının kendi gereksinimlerinden ve deneyimlerinden yola çıkarak hazırladıkları metinlerden, tezlerden ve uygulamaların deneyiminden yararlanmaya evet. Ama kendi dokumuzu iyi tanımak, deneyimlerimizi eleştirel yaklaşımla gözden geçirmek ve uygun çözümleri kendimiz kararlaştırmak kaydıyla.

Cumhuriyet’in kendi aklıyla karar verdiği yıllarda; yabancılara raporlar hazırlatıldı, insangücü yetiştirmek amacıyla yabancı ülkelere genç beyinler gönderildi. Ama eğitim stratejisini biz çizmiştik. Aynı yolda olduğumuzu düşünüyor musunuz?

  1. Atatürk Bilim ve Üniversite, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ocak 2007.
  2. Türk Promethe’ler. Cumhuriyet’in öğrencileri Avrupa’da (1925-1945). Kansu Şarman, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2005.
  3. Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi. Yükseköğretim Kurulu yayını, 2007

 

| Ana Sayfa |     | Toplantı Kararları |      | Gruba Katılanlar |      |Önemli Linkler |